Hayata dair herşey..

Tanım

Tıpkı şairin dediği gibi; Hayatı erteleme lüksümüz yok...


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım

Kategoriler


Baharatları Nerelerde Kullansak...

BAHARATLARI NELERELDE KULLANSAK

 

Acı kırmızı toz biber
Acı ve tatlı taze biberlerin kurutulup, dövülmesinden elde edilir. Sıcak yöre yemeklerinin çoğunda kullanılır.

Adaçayı
Ege bölgesinde çayı yapılan aromalı bir ottur. Avrupa ülkelerinin mutfaklarında kızarmış patateslerin, hamurlara koyulan yağların kokulandırılmasında, salamuralarda, etlerin dinlendirilmesinde kullanılır.

Anason
Anayurdu Mısır olan anason, maydanozgillerden bir bitkinin küçük, yeşilimsi, tatlı ve baharlı tohumudur. Hamur işlerinde, rakı yapımında, gevreklerde, çöreklerde kullanılır.

Beyaz toz biber
Karabiberin dış kabuğu alınmış ve öğütülmüş olanıdır. Karabiberden daha keskin kokuludur ama tadı karabibere göre daha hafiftir.

Biberiye
Küçük, kalınca, ensiz, kokulu olan yaprakları av ve kümes hayvanlarının etlerinden yapılan yemeklerde, et yemeklerinde, soslarda kullanılır. Tazesinin kullanıldığı her yerde kurutulmuşu da kullanılır.

Çöreotu
Pişirme işlemi sırasında çörek ve ekmeklerin üzerine serpiştirilir. Salatalarda da kullanmak mümkün.

Defne
Çeşitli balık, et, kümes ve av hayvanlarının etlerinden yapılan yemeklerde, soslarda, bazı turşularda, konservelerde kullanılır.

Dereotu
Maydanozdan sonra en çok kullanılan taze ot. Sindirimi kolaylaştırıcı bir bitkidir. Birçok salata ve zeytinyağlı yemekte kullanılır.

Dolmalık fıstık
Özellikle dolma içi malzemesidir. Ama kavrularak salatalarda da kullanılabilir.

Hardal
Tohumu un haline getirilir ve sirkeyel karıştırılarak macun kıvamınad bir karışım yapılır. Izgara etlerin yanında ve bazı soslarda kullanılır.

Haşhaş tohumu
Haşhaş bitkisinin tohumudur. Mavi, siyah ve beyaz renkte olur. Ekmek, çörek, börek gibi fırın ürünlerinden kullanılır. Ayrıca kavrularak salata, kanepe, meze ve sebze yemeklerine de katılır.

Karabiber
Kuru ve siyah tanelerinin baharlı, acı bir tadı vardır. Hemen hemen her türlü yemekte tane veya toz halinde kullanmak mümkündür.

Karanfil
Bu bitkinin koyu renkli, küçük çivi biçimindeki tomurcukları kurutulur ve öğütülerek toz haline getirildikten sonra veya dövülmeden tane olarak kullanılır. Kompostolarda, bazı tatlılarda, şerbetlerde, keklerde, dondurmalarda, soğanla birlikte bazı yahnilerde kullanılır. Elma ile müthiş uyum sağlar.


Tarih: 13:25, 26/2/2007 Kategori: Yemek Tarifi
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Mis Kokulu Yemekler İçin...

S KOKULU YEMEKLER

 

Kekik
Et, ızgara, sebze ve balıklarda kullanılır. Özellikle çorbalarda nane gibi kekik de bolca yer alır.

Kimyon
Genel olarak toz halinde kullanılmaktadır. Türk mutfağında köftelerde, bazı et yemeklerinde ve sucuk yapımında kullanılır.

Köri
Kimyon, biber, zerdeçal, kişniş, karanfil, kakule, zencefil, hintcevizi, demirhindi ve acı kırmızı biberden oluşan bir baharat karışımıdır. Özellikle tavuk etine çok yakışır.

Mercanköşk
Kekiğe çok yakın bir ottur. Salatalarda başka et ve sebze yemeklerinde de kullanılır. Genellikle pişmesine yakın yemğe konu. Sindirimi kolaylaştırıcı bir etkisi olduğu için av etleri gibi sindirimi zor yemeklerde vazgeçilmezdir.

Muskat (küçük Hindistan cevizi)
Kullanılan kısmı tohumudur. Itırlı bir tada ve kokuya sahip olan muskat çok sert olduğu için rendelenmiş olarak da satılır. Antiseptik, iştah açıcı, mide ve kalbi kuvvetlendirici, safra taşlarının eritici özelliği vardır. Buharda pişen et yemeklerine azıcık katıldığında hoş bir lezzet verir.

Pembe biber
Özellikle soslarda, et ve balık yemeklerinde kullanılır.

Rezene
Anason kokulu bir ot. Yaprakları deteotuna benzeyen, kökü de sümbül soğanını andıran bu bitkinin yemeği ve salatası yapılır.

Safran
Kullanıldığı yemeğe sapsarı bir renk verir. Keskin ve hafif acımsı bir tadı vardır. Bazı balık ve deniz mahsulleri yahnilerinde, pilavlarda ve sütlü, pirinçli tatlılarda kullanılır. Zeytinyağında erimez. Safrandan, zerde adı verilen bir tatlı da yapılır.

Sumak
Toz haline getirilerek kullanılmaktadır. Ekşimsi bir tadı vardır. Kebaplara ve bazı salatalara ekşilik vermek için kullanılır.


Tarih: 13:22, 26/2/2007 Kategori: Yemek Tarifi
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Çay kurabiyesi

Bu da bir Dr. Oetker tarifi.

İsmi gibi çayın yanına çok güzel giden bir kurabiye.

 

Malzemeler:

2,5 çay bardağı toz şeker

2 yumurta

1,5 su bardağı eritilmiş margarin/zeytinyağı

1 paket vanilya (5g)

4,5-5 su bardağı un

1 paket (10g) kabartma tozu

 

Hazırlanması:

2,5 çay bardağı toz şeker'den 2 yemek kaşığı, 2 yumurtadan da birinin akını kurabiyelerin üzeri için ayırın. Kalanı diğer malzemelerle karıştırın.

Hamuru isterseniz 1/2cm kalınlığında açıp kalıplarla kesin ,isterseniz de elinizde yuvarlayın. Her birini yumurta akına ve şekere batırıp önceden ışınmış 175C fırında 25-35 dk. pişirin.


Tarih: 13:19, 26/2/2007 Kategori: Yemek Tarifi
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Peynirli kırmızı biber salatası

5 - )Peynirli kırmızı biber salatası

Malzemeler:

8 adet kırmızıbiber

4-5 dal taze soğan

1,5 su bardağı sert beyaz peynir,rendelenmiş

1 su bardağı ceviz, irice doğranmış

1 çay kaşığı karabiber

yarım çay bardağı maydanoz, kıyılmış

2 yemek kaşığı zeytinyağı

Hazırlanması:

Biberleri fırın telinin üzerinde altlarında bir tepsi ile diri kalacak şekilde közleyin. Bu arada soğan hariç tüm malzemeleri karıştırarak peynirli iç hazırlayın.

Biberler biraz soğuduktan sonra kabuklarını soyup, çekirdeklerini temizleyin.

Peynirli içten bir tatlı kaşığı kadar alıp 3 parmağınızla sıkıştırarak biberlerin geniş kısımlarına yerleştirin.

Yaprak sarması gibi sarın. Soğan dallarını kaynar suya atıp yumuşatın, ardından soğuk sudan geçirin.

Biberleri taze soğanlarla bağlayın. Üzerlerine 1 yemek kaşığı zeytinyağı gezdirin.

 

Afiyet olsun...


Tarih: 13:12, 26/2/2007 Kategori: Yemek Tarifi
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Kartallar ve İnsanlar...

 
Kartal,kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır.70 yıla kadar yaşayan
kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40'a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma  gelir. Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve
ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır:
- Ya ölümü seçecektir,
- Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.
Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.
Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş
uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız. Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski <******>
alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız. Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz.


Tarih: 11:45, 24/2/2007 Kategori: Hayata Dair
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Güzel Bir Hikaye...

İki kardeş yanyana bahçelerde birbirine tıpatıp benzeyen aynı özelliklere sahip iki ev yaparlar. Birbirlerini çok severler ve her işlerini birlikte yapmaya gayret ederler. Evlerin arasından bir de küçük ırmak geçmektedir. Çoğunlukla çoluk çocuk iki aile bu ırmağın kıyısındaki ağacın altında toplanır hafta sonları piknik yaparlar ve tüm haftanın yorgunluğunu birlite çıkarmaya çalışırlar... Bir gün, hani o günlerden bir gün... ne olduysa olmuş ve büyük kardeşle küçük kardeş incir çekirdeğini doldurmayacak bir mesele yüzünden tartışmışlar. Birbirlerine küsmüşler ve artık ırmağın kıyısındaki ağacın altında buluşmaz, hafta sonları da dahil olmaz üzüre günlerini birlikte geçirmez olmuşlar. Irmağın üstüne birlikte yaptıkları köprüyü bir gece küçük kardeş büyük bir öfkeyle yıkıp yoketmiş ve artık aradaki mesafe böylece daha da büyümüş. Bir hafta sonu büyük kardeş öfke, üzüntü ve sıkıntı ile pencereden ırmağın kenarındaki ağacı seyrederken kapısı çalmış. Açtığında karşısında elinde alet çantası ile bir ihtiyarın durduğunu görmüş. "Buyrun ne istemiştiniz?" diye sormuş. İhtiyar "Efendim ben dülgerim. Yani anlayacağınız marangoz. Elimden her iş gelir. Eğer evinizde tamir edilecek, yapılacak bir yer varsa çok ucuz fiyata, hatta karın tokluğuna tamir edebilirim" demiş. Genç adam biraz düşünmüş ve "Gel benimle" deyip ihtiyarı alıp evin arkasındaki depoya götürmüş. Depoda üst üste yığılmış keresteleri gösterniş. "Bak ihtiyar, bu keresteleri görüyorsun. Bu kerestelerle evin yan tarafındaki ırmağın kenarında, karşı evi kapatacak bir şekilde tahtadan bir perde yapmanı istiyorum. Yüksek olsun ki ben pencereden her baktığımda o evi görmeyeyim. Ben şimdi şehre iniyorum. Akşama gelince seninle hesabımızı görürüz." adam şehre inmiş. ihtiyar da çalışmaya başlamış... <******>
Nihayet akşam geç vakit evin sahibi dönmüş şehirden. İhtiyar ne yaptı diye düşünerek evin ırmağa bakan tarafına doğru yürümüş. Birde ne görsün. Irmağın üstünde eskisinden çok daha güzel ve alımlı bir köprü. Köprünün bir ucunda işini bitirmiş takımlarını toplayan ihtiyar, diğer tarafında ise gözyaşları içinde küçük kardeşi durmuyor mu...
Küçük kardeş ağabeyini görünce hıçkırıklar içinde kollarını açıp koşmaya ve "Özür diliyorum abi, senden çok özür diliyorum. İnat ettim ve hakkım olmadığı halde bizi birbirimize bağlayan köprüyü yıkıp yokettim ama sen her zaman olduğu gibi büyüklüğünü gösterdin ve yine bu köprüyü yaptırdın beni affedebilecek misin" diyerek boynuna sarılmış. Ağabey olanlardan habersiz, şaşkın ama durumdan ziyadesi ile mutlu kardeşini kucaklamış... Az sonra olayın tüm detaylarını düşününce gerçeği görüvermiş. Hemen telaşla ihtiyar dülgere dönmüş ve "Ey ihtiyar.. Sen erdemli ve olgun bir bilgesin. Lütfen burda kal. Ömrünün sonuna kadar misafirimiz ol ve bizimle birlikte yaşa, bilgin ve erdeminle bizim de yüreğimizi aydınlat" diye içten bir teklifte bulunmuş. Ancak ihtiyar dülger zamanın kırıştırdığı yüzünde beliren tatlı bir tebessümle "İsterdim evlat ama yapmam gereken daha çok köprü var" deyip ağır adımlarla güneşe doğru yürüyüp kaybolmuş...
 
Umarım beğenirsiniz dostlar. beni çok etkilyen bir öyküydü...



Tarih: 11:41, 24/2/2007 Kategori: Hayata Dair
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Oyuncaklar Çocuklarımızın Kişiliğini Etkiliyor...

Çocukların vazgeçemediği oyuncakların, çocuk kişiliğini önemli ölçüde etkilediğini belirten Psikoloji Danışmanı Eylem Küçük, “Çocuklara çok oyuncak alınması yerine, gözlem ve keşif yeteneğini arttıran oyuncaklar alınmalıdır” dedi.
       
GELİŞİ GÜZEL OYUNCAK TERCİHİ
       Çocukların yaşamında ruh ve beden sağlığı açısından, oyun ve oyuncaklarının çok önemli bir yer tuttuğunu belirten Küçük, şöyle konuştu: “Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalarla, çocukların zeka gelişimi konusunda ilk 3 yaştaki gelişmenin önemi ortaya konmuştur. Oyuncakların, sadece çocukları oyalamadığı, aynı zamanda zihinsel fonksiyonlarını da geliştirdiği bir gerçektir. Ancak bazı aileler sadece çocukları mutlu edebilmek için gelişi güzel oyuncak tercihi yapmaktadır. Çocuklara çok oyuncak alınması yerine, gözlem ve keşif yeteneğini artıran oyuncak alınmalıdır. Bununla birlikte, beden gelişimini sağlayan yaşlara göre oyuncaklar öncelikli tercih edilmelidir.”
       Oyuncakların anne ve babanın verdiği eğitime göre çocukta farklı psikoloji yaratabildiğine dikkati çeken Küçük, şöyle devam etti: “Çocuklar, oyuncakları ile oynarken, problemleri çözmesini öğrenirler, kendi bedenlerini daha iyi tanırlar. Yaratıcılıkları gelişir ve liderlik yeteneklerini kazanırlar. Çocuklar, sahip oldukları sınırsız enerji ve hayal gücünü, uygun oyuncaklarla birleştirdiklerinde, gelişimleri duraksamayan bir eylem olarak sürer.”
       
UZMANLARCA ÖNERİLMİŞ OYUNCAKLAR
       Eylem Küçük, oyuncak alırken, öncelikle konunun uzmanlarınca önerilmiş ve hangi yaş grupları için uygun olduğu belirlenmiş oyuncakların tercih edilmesi gerektiğini ifade etti. Küçük, boyutları kısa, plastik düğmeleri olan, yerinden kolayca kopabilecek, göz, tekerlek veya benzeri parçaları olan oyuncakların, kolayca yutulabileceklerinden belli bir yaş grubu öncesi tehlike yaratabildiğini bildirdi. Ailelerin çocuklarına paylaşımı arttırıcı oyun ve oyuncak tavsiyelerinde bulunmasının önemli olduğunu vurgulayan Eylem Küçük, çocukların seçtiği oyuncakların, yaşına göre belirli bir özellik taşıması gerektiğini, oyuncakların yüzeylerinin düzgün, kolay temizlenebilir olmasına dikkat edilmesini istedi.
       
YAŞA GÖRE OYUNCAK SEÇİMİ
       Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selahattin Şenol çocuğun oyuncağını seçerken ailenin kendi istek ve beğenilerinin yerine, çocuğun yaşını ve gereksinimlerini göz önünde bulundurmanın yanısıra, çocuğun da fikrinin alınmasını öneriyor.
* Altı aylıktan küçük bir çocuk ses, şekil ve renklere karşı duyarlı olduğundan bu dönemde görsel ve işitsel duyulara yönelen hareketli oyuncaklar onun dikkatini çeker ve neşelendirir. Yatağın üzerine asılabilen, sallanınca ses çıkaran renkli objeler ve çıngırak bu dönemin vazgeçilmez oyuncaklarıdır. Oturmaya başladığı yedinci aydan itibaren çocuk uzanabildiği herşeyi yakalamaya, yakaladığı her şeyi de ağzına götürmeye çalışır. En çok hoşlandığı şeyler bir elinden diğerine kolayca geçirebildiği renkli halkalar, avuçlayabildiği plastik küpler, kemirebildiği kauçuk nesneler, hırpalandığı zaman bozulmayan yumuşak bebek ve hayvancıklardır. Tutunarak da olsa ayağa kalkabildiğinde eline geçen şeyleri yere atmaktan zevk aldığından, zıplayan, yere düşünce ses çıkaran oyuncaklar ilgi odağıdır. Boy boy renkli toplar, içiçe geçebilen kutular bu dönemin oyuncaklarıdır.
* Artık evin içinde rahatça dolaşabilen çocuk, üstüne binip oturabileceği büyük hayvan türü oyuncakları, küçük sandık, sepet ve tabureleri seçer.
* İki yaşında bütünü parçalara ayırmak , kutuyu doldurup boşaltmak, kule ve köprü yapmaktan zevk alan çocuğun ilgisini çeken diğer oyuncaklar arasında mutfak eşyaları, farklı boyutlardaki plastik parçalar, saçları ve elbiseleri olan bebekler ve arabalar yer alır. Sonraki dönemlerde anne babasını taklit etmeye başlayan çocuk için minyatür marangoz ya da mutfak setleri gözde oyuncaklardır. Oda takımları, kova-kürek gibi oyuncaklar da ilgi çekicidir.
* Üç yaşından sonra üç tekerlekli bisiklet en çok sevilen oyuncak iken, yaratıcılığını keşfetmeye başlayan çocuk tahta blokları ile büyük parçalardan oluşan plastik parçalarla çeşitli şekiller oluşturmaktan büyük zevk alır. Kum, oyun hamuru gibi şekil verebileceği, el becerisini geliştirmek yanında hayallerini gerçekleştirebileceği oyuncaklar bu dönemden sonra en sık oynanan oyuncaklardır.
* 3-5 yaşları arasında fantazi ve keşfetmeye (evcilik, okul oyunları ile bebekler, mutfak ve doktor muayene aletleri), dil gelişimine (renkli tuşları olan piyano, müzik ve öykü kasetleri ile kuklalar gibi) ve aritmetiğe hazırlamaya (resim ve sayı eşleme oyunları; domino, kızma birader ve sayı kartları) yönelik oyuncaklar.
* 6-8 yaşları arasında toplumsal gelişim ve işbirliği ile ilgili (top, seksek, dama, minyatür arabalar), bilişsel beceriler ve algısal hareket becerilerini sağlayan (maketler, yap-boz oyunları) ve yaratıcı anlatım oyuncakları (parmak boyası, kağıt hamuru, karakalem-suluboya ya da pastel boyalarla resimler, oyun hamurları, sessiz sinema gibi oyunlar),
* 9-11 yaşları arasında sorun çözme yetenekleri (karmaşık masa üstü oyunları ve video oyunları), ince-ayrıntılı hareket becerileri (küçük parçalı, karmaşık yap-boz oyunları, üç boyutlu model uçaklar, uzaktan kumandalı araçlar, kumaş boyama, ağaç işleme ve akvaryum bakımı) ve stratejik yeteneklere yönelik oyun ve oyuncaklar (sözcük türetme, monopol,tenis,ping-pong ve atari gibi),
* 12 yaşın üzerinde de soyut düşünme ve akıl yürütmeye yönelik oyun ve oyuncaklar (basit mikroskop ya da teleskop, kimya ya da elektronik setleri gibi) ile bağımsız yaşam becerileri kazanmaya yönelik (yürüyüş, bisiklete binme ve kamplar gibi)
oyun ve oyuncaklar önerilir.


Tarih: 11:37, 24/2/2007 Kategori: Aile ve Yasam
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ANATOMİ


Tarih: 11:36, 24/2/2007 Kategori: Hayata Dair
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Guven ve Mutluluk Uzerine Dusunceler

Guvenmek ve guvenilmek

Birisine guvenmek nedir?

Bir inanc mi?

Bir baglanma mi?

Bir gercek mi?

Yoksa bir hayal mi?

Bilmiyorum. Belki de tumu.

Bu soruya yanit aramayi bir kenara koyuyorum.

Kendine guvenmek nedir?

Kendine saygi duymak mi?

Bir ic rahatligi mi?

Bir huzur mu?

Kendini begenmislik mi?

Baskasina zulmetmek mi?

Sanirim ilk ucu.

Kendine guvenmek, insanin benligine yonelik en vurucu duygudur. En siddetli, en saglam elektrik yukudur. Hakli ya da haksiz olabilirsiniz. Dogru bildiginiz bir seyi sonuna kadar savunmak, bilmediginizi de acikca beyan etmektir guven duymakÉ

Kendine guvenmek, karmasik bir sorundur.

Sanayi cagi ve otesinin toplumlarinda guven sorunu, insanoglunun yasamla karsi karsiya kaldiginda ayakta kalma ya da yikilip gitme (suruklenme) sorunu haline gelmistir.

Binlerce ayrintiyla icinden cikilmaz hale gelen yasam kosullari, insanlardaki kendine guven duygusunu da torpulemis durumdadir.

Dis dunya ile iliskilerinde zorlanan insanlar, guven duygularini yitirme durumuyla karsilasinca halusinasyonlar yaratmaya yonelmislerdir. Bazi masum yalanlarla kendilerini kandirma, bunun en tipik ornegini olusturmakta. Cevrenizde kendisi hakkinda cok asagilayici duygular, fikirler besleyen insanlara sikca rastlayabilirsiniz.

ÒBen bir ise yaramiyorumÓ fikrini kafalarindan sokup atamazlar. Vahsi kapitalist iliskilerin hukum surdugu yerkure, aslinda onlar icin yasanilacak bir yer olmaktan cikmistir. Eski sakin gunlere ozlem duyma fikri, iste bu duygular sonucunda olusur. Genelde kendine guven duygusunun yok olusuyla ya da azalmasiyla ortaya cikan bu durum, siyasi duzleme muhafazakar, fasizan bazi imgelerle yansir. Duygular duzleminde ise icine kapanma ve her yeni seyden korkma olarak benliklerde yerini bulur.

Kendine guvenmek, yasamin sellerine kapilmamak demektir. Guclukler karsisinda eger irade kuvvetliyse (ki insanlarin yuzde yuzu buna sahiptir ancak kullanmayi bilemezler, zayiflik gosterirler) ayakta kalmak kolaylasirÉ

Yasamda ÒhayirÓ diyebilme cesaretini gostermek gerekir.

ÒHayir bunu istemiyorum.

Hayir bu bicimi begenmedim.

Hayir ben burada kalip direnecegim.

Hayir seni (ya da sizleri) istemiyorum.

Hayir baskasini ezemem, somuremem.

Hayir sana yalakalik yapmiyorum.

Hayir sen haksizsin. Seni desteklemiyorum.

Bunun tersini de yapmak zorundasiniz amaÉ

ÒSunu istiyorumÉ

Seni (ya da sizleri) istiyorum.

Bu kitabi yazmak istiyorum. Bu kitabi yazacagim.

Gercege ulasana kadar ugrasacagim, gercegi istiyorum.

Evet haklisin. Seni destekliyorum.

Peki kendine guvenmek mi, guvenilmek mi onemlidir?

Cok kisaca, kendine guvenmek onemlidir, demek istiyorum. Kendine guvenen insan, cevresinde kendisine guvenilmesinin onunu acar.

Insanin kendisine guvenmesi yeterlidir. Digerleri birer sonuc olarak ortaya cikar ve kendine guvenen insanin cabasindan bagimsiz bir bicimde gelisir.

Kendine guvenen birisinin en hoslanmadigi sey, bir baskasina Òbana guvenÓ demektir.

Bunu soylemek ona bir sey kazandirmaz, onu tatmin de etmez. Ancak yine de bu ÒislemÓ bilhassa duygusal iliskilerde sikca yasaniyor.

Her insan fizyolojik olarak esit bicimde (istisnalar kaideyi bozmaz) dunyaya gelir. (Gene istisnalari bir yana birakacak olursak) Her insan zihinsel olarak esit bicimde dunyaya gelir. Onlarin kendilerine guvenlerini etkileyen sey, yasam kosullaridir. Icine dogduklari aile, akrabalar ve arkadaslariyla iliskileri, beslenme durumlari, sagliklari icin yapilan harcama miktari, egitim duzeylerini yukseltme olanaklariÉ

Eger bu etkenleri de esitlemek imkani olsaydi, ortada sorun kalmazdi.

Ancak ne yazik ki, boyle bir olanak henuz yokÉ

Ama birbirine yakin olanaklarla yetismis insanlarin birbirinden cok da farkli olmamasi gerekir. Bu yuzden insanlarin kendilerine guvenlerini yeniden kazanmalarinin onundeki bazi engelleri kaldirmak icin mucadele etmek gerekir. Bu o insanlarin tek baslarina altindan kalkabilecekleri bir sey degilse, topluca yapilmali bu mucadele, el ele vererek, gonul gonule vererekÉ

Yasam aslinda basittir.

Ancak dogru zamanda dogru yerde olmayi gerektirir.

* * *

 

Mutlu olmaya calisin

Mutluluk, sanildigi kadar zor olunabilen bir sey mi?

Tanimdan tanima fark var; ancak herkesin mutluluk sozcugunden kastettigi seyler arasinda ortak bir paydanin bulundugunu soylemek mumkun:

Kendini hosca hissetmek, kendinden ve yaptigi seyden memnun olmak. Yaptigi eylemin dogru olduguna inanmak. Icinin sevincle dolmasi, yasama biraz daha sikica baglanmakÉ

Ornekler cogaltilabilir; ama anladiniz degil mi, ortak paydadan ne kastedildigini?

Mutlulugun yasama bakis perspektifleriyle cok yakindan ilgisi vardir. Sizin koordinatlariniz bir baskasinin koordinatlariyla ayni olmayabilir tabii ki. Ancak yasami algilayis temelinde ÒolumluÓ duzlemlerdeyseniz, mutlu olmamaniz icin hicbir neden yok.

Amaciniz, mutlu olmaniz icin cok onemli. Kucuk amaclar pesindeyseniz, cok cabuk mutlu olabilirsiniz; ama kisa surer bu duygunuz. Surekli mutluluk, buyuk isler pesinde olmaniza baglidir biraz da. Bundan kastedilen, tabii ki holding kurma veya cumhurbaskani olma amacini tasimaniz degil. uzun vadeli bir program dahilinde yapacaginiz ve gercekten sizin emeginiz uzerine yukselecek bir sey, soylenmek istenilen.

Her ayrintisini ince ince isleyip yasama gecirmek icin zorluklara katlanmaniz, o amaca varmak icin bazi keyiflerinizden vazgecmeniz, zaman zaman size aci da verse daima basladiginiz isi basaracaginizi dusunerek hareket etmeniz, baslarken de yaptiginiz isin dogru olduguna inanmaniz, sizi adim adim mutluluga goturecektir.

Tabii, bunun icin bir on sart bulunmakta: Yaptiginiz is mutlaka ama mutlaka sizin disinizda bir kisiye yarar saglamalidir. Hatta yalnizca o kisi ya da kisilere yarar saglarsa, mutlulugunuz o oranda artacaktir.

Mutsuzluk sisteminizin calismasina asla izin vermeyin

Kendinizi mutsuzluk ureten bir sistemin icine hapsetmeyin. Sorunlarla karsilastiginizda sakin olmaya calisin. Sorunu tam olarak kavramak icin caba harcayin. Bu uzun surebilir. Ancak tanimlanmamis hastalik, en basit bile olsa, en tehlikeli hastaliktir.

Sorunu kavradiginizi hissediyorsaniz, sorunu cozmek icin neler yapabileceginizi dusunmeye baslayin. Bu kisimda cok dikkatli olmaniz gerekiyor. Atacaginiz her adim, sizi baglayacaktir.

Geri donusu olan, ancak size cokca zaman kaybettiren seyler yapmaktan kacinin.

Deyim yerindeyse, bin kere olcup bir kere bicin. Bu olayi herkesin yararina nasil cozerim, diye dusunmeye calisin. Kendi yarariniza cozme girisimlerinden uzak durun. Bu kolay bir yoldur, ancak sizi mutlu etmez. Sorunu butunsel bir bicimde ve ilgili taraflari tatmin edecek yonde sona erdirmekte yarar var. Cozumunuzden mutlu olan insanlar sizi de mutlu edecektir. Hem de cok.

Mutluluk cok uzaklarda degil, bunu cok iyi bilin. Etrafinizdaki her seyin icinde gizli. Onu bulup cikarmak, sizin elinizde. Olaylara hep olumsuz yonleriyle bakiyorsaniz ve sorunlarla karsilasinca surekli olarak feveran edip aglamaktan baska bir sey yapmiyorsaniz, nasil mutlu olabilirsiniz ki?

Siki durun. Yasam bosluk kaldirmaz. Sizin iradi olarak doldurmadiginiz bosluklari, yasam kendi istedigi bicimde doldurur. Yani yeni sorunlarlaÉ Bu da size pahaliya patlar. Bir sorunu cozmekten kacinmaniz, size on yeni sorun cikarir.

Yasami ciddiye alin. Yoksa suruklenirsiniz. Yasami bir sel gibi dusunun. Yagmur yagmaya basladiginda esiginizin yuksek olup olmadigini kontrol edin. Eger degilse, aninda onlem alin. umursamazsaniz, evinizi su basar. Esikle ugrasmadiginiz icin, evinizden olabilirsiniz. Sizce de cok agir bir bedel degil mi?

Evet, ozetlemek gerekirse, sorunlarinizi cozmeden mutlu olamazsiniz. Bu bir.

Sorunlari yalnizca kendi hesabiniza cozerseniz, sorun devam ediyor demektir. Bu da iki.

Yasamda baskalari icin bir seyler yapmaya calisin. Bunun karsiligini beklemeyin. Cunku o zaten size sevgi, minnet, saygi olarak geri donecektir. Yani sizi mutlu edecek her sey olarak. Bu da uc.

Mutluluk sisteminizi calistirin

Her insanin bir mutluluk sistemi vardir. Onu nelerin mutlu edecegi bellidir. Sorun, o insanin bunlari bilmemesinde cikar. Kisi neden hoslandigini bilmelidir.

Kendinize sunlari sorun:

Ben bencil biri miyim?

Etrafimi kirip dokerek mi is yapiyorum? Insanlar benimle olmaktan mutlu oluyor mu?

Konusurken beni can kulagiyla mi dinliyorlar, yoksa ayip olmasin diye mi?

Sozcuklerim insanlarin kolaylikla anlayabilecegi kadar basit ve yalin mi?

Soylediklerim dogru anlasiliyor mu?

Konusurken kullandigim cumleler insana guc asiliyor mu?

Direnis duygusu yaratiyor mu?

Onlarin insancil duygularini harekete geciriyor mu?

Onlarin icini kipirdatiyor mu?

Evet bu sorulari yanitlayin ve sikca da sorunÉ

Yasarken iciniz icinize sigmiyorsa, bu duyguyu ustalikla kullanin. Basarmak icin bu cok onemli bir duygu. uyusukluk, insanin en kotu arkadasidir. Insani yasamdan koparan, pasifize eden, yasam damarlarini tikayan bir arkadas.

Saatlerinizin cogunu uyumaya degil, evde gecirmeye degil (kitap yazmiyor veya baska bir is yapmiyorsaniz), oturmaya degil, bir seyler yapmaya harcayinÉ

Mutluluk sisteminizi calistirmak, baskalari icin dusunmenizden gecer. Politika dusunun, ekonomi dusunun, arkadaslarinizin sorunlarina bir care bulup bulamayacaginizi dusunun. Dunya insanlari icin aslinda neyin yapilmasi gerektigini, ancak nelerin yapilmadigini dusunun. Oturup notlar cikarin. Dunya olcegindeki sorunlara cozumler uretmeye calisin.

Bunlar sizi sikiyorsa, yasama bakis acinizi yeniden gozden gecirin.

Siz bencil biri olabilirsiniz. Bu bencilligi asmak icin ozelestiri yapabilirsiniz. Sizi rahatlatacaktir.

Gecmisi cok sik animsamak da zararlidir, cok seyrek animsamak daÉ

Bir isi yapmadan once onun oncesini animsamakta, o zaman neler yapildgini bilmekte buyuk yarar var. Kendinizi, eger bulabilirseniz, bu bilgilerle donatin. ugrastiginiz sorunu alt edebilmek icin buyuk bir avantaj yakalarsiniz.

Sizi uzecek konulari ozellikle animsamaktan kacinin. Anilar cok ozel kisiler icin cok kolay kaybolmaz. Anneniz, babaniz veya cocugunuzu ya da cok sevdiginiz bir arkadasinizi kaybettiyseniz, onlari kolay unutmak mumkun degildir. Ancak bunu yerli yersiz yapmamalisiniz.

Bu anilar sizi bos kafayla yakalamaya calisir. ureten bir beynin bu anilara sikca dalmasi kolay degildir. Bu rahatsiz edici anilari olumlu bicimde kullanabilir ve kendinizce dersler cikarabilirsiniz.

Insanlarin olecegini unutmayin. Bir gun siz de oleceksiniz. Ve onemli olan, insanlarin olmesi degildir. Yasarken ne yaptiklaridir. Kaybettiklerinizin ne kadar olumlu veya olumsuz seyler yaptiklarini dusunebilirsiniz.

Bu, aglamaktan iyidir.


Tarih: 11:34, 24/2/2007 Kategori: Hayata Dair
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->